Taksim Bahçesi

Murat Arda

Destek Yayınları, 2017, 319 sf., 22 TL

Murat Arda 2

Murat Arda’yı Tanıyalım

Romancı, araştırmacı, gazeteci, yazar Murat Arda, doğma büyüme Beşiktaşlı. Türkiye’nin ilk e-dergilerinden birisi olan Delikasap Rock ‘n’ Roll’ü 2001 yılında yayına sokan ve halen genel yayın yönetmenliğini yapan kişi olmasının yanında AlloCiné firmasına ait sinema sitesi Beyazperde.com’da sinema yazarlığı, Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün resmi dergilerinde Yazı İşleri Müdürlüğü ve Beşiktaşlı futbolcu portreleri kitapları dizisinin biyografi yazarlığını yapmaktadır. Bunlarla da yetinmemiş Murat Arda, çeşitli yayınevleri için kitaplar hazırlamakta, bağımsız belgeseller, kısa ve uzun metrajlı film çalışmalarını da sürdürmektedir. Tam, bir koltukta 10 karpuz gibi!

Bir yandan yeni kitaplar yazarken, bir yandan da yazdığı kitapların beyaz perdeye yansıtılması için çalışmalar yürütüyor. Hayatı boyunca, kozmopolit İstanbul yaşantısının her anına tanık olmuş. Gerek ilk romanı “Pelin”, gerek ikincisi “Taksim Bahçesi” bu çok katmanlı ve çok kültürlü dev kentin yaşamını bilmeyen kimseler için bile tutarlı bir deneyim olanağı sağlamakta. ‘On sekiz yaşıma kadar koyu dindar bir çocukluk ve ilk gençlik yaşadım’ diyor, ‘İlk romanım Pelin’de o günlerin yansımalarını yoğun olarak görüyoruz’[1].  İmam hatip ortaokul birincisi Nurdan ve kolejli punk gotik kız Pelin’in karşılaşması sonrası Taksim ekseninde geçen olayları anlatıyor bu ilk roman. Pelin aileninkilerden başka toplumsal ve geleneksel baskılarla kendi bulduğu yöntemlerle baş etmeye çalışan genç bir kadın.  Nurdan bir hayli tutucu ve zengin bir ailenin kızı, ailesinden tek bir isteği var normal bir liseye gitmek fakat istediği liseyi kendisinin seçmeye hakkının olmadığının tebliğ edilmesi Nurdan için çok büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor.

[1] http://kalemkahveklavye.com/2017/06/taksim-bahcesi-hazirandan-osmanliya-tabudeviren-bir-zihin-yolculugu-evren-unal.html

Taksim Bahçesi

Murat Arda, ilk romanı Pelin’in ardından, bu kez konusu gerçekçi fakat örgüsü fantastik bir roman ile bizi, 2013’deki Taksim Gezi Parkı Direnişi’nden yüz yıl önce Taksim Bahçesi’nde benzer yaşanmışlar arasında gel-gitlerle bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Romanda “Gezi Parkı” ifadesi hemen hiç kullanılmamış ve hem şimdi hem de geçmiş zamanda “Taksim Bahçesi” olarak adlandırılmış. Arda, bu durumu, ‘Kitapta “Gezi” kelimesinin geçmemesi Haziran Ayaklanması’nı bir nostaljik unsur olarak görmeyi reddetmemden dolayıdır’ şeklinde açıklıyor [2].

[2] http://www.delikasap.org/2017/06/01/taksim-bahcesi-gezinin-nostaljisi-degil-bellegin-ocunun-romani/

Kırmızılı kadın

Görsel: Taha Alkan[3]

[3] http://www.bilimkurgukulubu.com/edebiyat/taksim-bahcesi/

Romanı, Gezi Parkı’ndaki direniş esnasında yazmaya başladığını söyleyen Arda’ya göre, Taksim Bahçesi ‘Bu coğrafyada bir zamanlar yaşamış ve halen yaşamaya devam etme çabasındaki varlıkların, değerlerin, unutturulmaya çalışılan kent ve insanlık hafızasının keskin bir savunusu[4]. Bu yüzden romanıyla ‘Acıya gülümseyebilen her okura’ ulaşmayı hedeflediğini söylüyor, Murat Arda [4]. Romanın başkişisi Erkin’in direniş sırasında Gezi Parkı’na ilk kez yönelmesi romanda şöyle anlatılıyor: “Şehrin ortasında, zamansız bir karnavalın tam ortasına düşmüştü. Kulağına gelen bülbül şakıması onu gülümsetti …”, “sihirli bir büyünün etkisiyle sanki evrenin yaratıldığı yere geri gitmiştim”.

[4] http://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2017/03/16/murat-arda-gezi-parki-kozlarini-yeniden-paylasiyor/

Zaman tünelindeki geriye gidişlerde, bir kafa karışıklığı da yok değil: Arda’nın kendi ifadesiyle[5] önce 1903’e, Meşrutiyet öncesindeki olaylara ve ardından da 1850’li yıllara gidilince yaşananlar birbirine karışmış durumda! Murat Arda’ya göre, “çok zamanlı” bir romandır bu. Yazar bu zaman yolculuğunu şöyle açıklıyor [2]: ‘1900’lerin Levantenleri, Pera’nın şık Grek hanımları ile isyankâr Gezi gençliğinin hayatları arasında, dünün başkaldıran Ege yörükleri, efeler ile günümüzün devrimcileri arasındaki paralellikleri bir kara roman atmosferi içinde işledim’. Romanın başkişisi Erkin, bir ara dinlenmek için gittiği ailesinin evinde iç dünyasıyla baş başa kaldığında, “Hangisi hayal mahsulü hangisi gerçekti” diyerek bu zaman yolculuklarını ayıramadığını itiraf eder.

[5] https://oggito.com/murat-arda-tarafini-sec-hayata-meftun-musun-yoksa-hayat-dusmani-misin-04201728555

Bu tarihe yolculukta, hâlâ çözemediğim nokta, İstanbul üzerinde İngiliz ve Alman uçaklarının kapışması ile İngiliz zeplinlerinden kentin bombalanması. İleride söz edeceğim gibi, bir bölümde de Kurtuluş Savaşı yıllarına bile gidiyoruz. Romancının kurgusu deyip geçelim. Taksim Bahçesi veya Gezi Parkı denilen bu mekânda farklı zamanlara gidip gelmelerin nedenini romanın sonunda öğreniyoruz ki şimdiden açıklayıp da büyüyü bozmayayım.

Romanın başkişisi “Deli” lakaplı Erkin adlı bir havai ve kadın düşkünü diskjokeyin çevresinde, yüz yıl öncesine gidip gelmeler ile aynı yerde yaşayan insanların benzer olaylara yaklaşımları ele alınıyor. Arda, bu karakterin çevresindeki herkesten bir şeyler aldığını, aralarında ‘Bu satırları okurken gülümseyen okurlar da var’ ifadesiyle açıklıyor[6]. Taksim Bahçesi’ndeki karakterlerin de gerçek hayattan ve bizzat yazarın deneyimlediği ve gözlemlediği ilişkilerden alındığını, kendisinden, öğreniyoruz. Roman kahramanı olarak etnik farklılıkları bolca kullanmasını ise ‘Aylar süren direniş sırasında bir “devlet büyüğü”nün -Gezi Parkı’nda direnenler Rum olsa anlayacağım- benzeri çirkin lafları beni derinden sarstı. Hem Rum yurttaşlarımızı incitebilecek hem de direnişçileri sözde aşağılayacak bu yaklaşım ırkçı ve şuursuz bir yaklaşımdı. Kendi kendime “geçmişte burada ezilen Rum da, günümüzde başına kapsül yiyen Türk genci de farklı dünyaların insanı olamaz” diyerek açıklıyor [6].

[6] https://www.kultursanatharitasi.com/bir-osmanli-kara-romani-taksim-bahcesi/

Zaman tünelindeki bu geziler sırasında kahramanımız Erkin, dostları Afrika kökenli esmer Memlük Cem Ali, ayyaş şakacı Elvis Bilal ve ölümüne bar fedailiği yapan fakat oraya ait olmadığını hisseden Kasımpaşa’lı Mert’in bulunduğu ve öte yanda, günümüzden geçmişe gittiğinde uzaktan aşık olduğu Osmanlı Rumu Angeliki ya da 2013’ün “Kırmızılı Kadını”, derbeder bir keşiş ve sıfatından beklenmeyecek kadar bilgece konuşan Ermeni Kerovpe Baba, Ermeni bir devrimci Paramaz, Osmanlı aydını şık giyimli ve beyefendi görünümlü Malumatçı Necmi, kafasını darbelerden korumak için tencere takan Aram, Katolik okuluna giden ve hep rahiplere özenen Misak, ateşe tapan Yörükler, tarih öncesinden gelen Şamanlar ve birçok fantastik ve onları göremeden yapamadığı karakter arasında yaptığı yolculuğu anlatıyor.  Erkin, geçmişe gittiği günlerde, Taksim Bahçesi’nde o kargaşa içerisinde görüp de aşık olduğu Rum kızı Angeliki’ye yakınlaşmaya çalışırken hayatın anlamını, Kerovpe Baba’dan öğrendiği gibi “ağaç” olarak anlatıyor. Günümüzdeki Gezi Parkı Direnişi’nin başlama noktası da hayatın anlamı olan ağacı korumak değil miydi?

Arda, bu yolculuklar arasında geçen öyküde “hayata meftun” iyiler ve “hayata düşman” kötü kişiler olduğunu açıklıyor[7]. İyiler, elbette, bir önceki tümcede saydıklarımız; kötüler ise, farklı zamanlarda da olsa aynen yaşayan “buyrukkulları”. Düşünmeden, aklını kullanmadan, olan biteni tartmadan salt verilen emirlere uyuşturulmuş gibi itaat edenler, bir cins robotlar. Gezi Parkı Direnişi’nde ağaçları (ki romanın kahramanları hayatın anlamı olduklarını belirtecektir) korumaya çalışan hayata meftun olanlara saldıran buyrukkullarının giysileri de böyle değil mi? Bu birbirinin karşıtı insanları Erkin bize şöyle tanıtıyor: “Taksim Bahçesi’ni korumak için gelmiş şu insanlar dedi, bu çocuk yürekli insanlar özgürlüğün sarhoşluğu içinde kötülüğe ve kabalığa meydan okuyordu işte şurada; Kızıldeniz gibi yarılmış iki canlı topluluğunda … İki ayrı temsiliyet vardı aşağıda diyordu kendi kendine, insanlığın iki biçimi … Bir tarafta şarkılar, türküler, mizah, ıslık ve elbette ki bol küfür savuran, güzel gülen çocuklar; insanlığı, doğayı, ağaçları ve hakikati savunurken, öteki tarafta … bir insanlığın reddiyesi cephesi; gaz fişeği, plastik mermi, gerçek mermi, satır, pala, biber gazı ve cop marifetiyle saldırıyordu”.

[7] http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/murat-ardayla-taksim-bahcesi-uzerine-toplumun-devlet-eliyle-dinsellestirilmesiyle

Murat Arda, bir röportajda Gezi Parkı’nın kötülerini, bakın, şöyle anlatıyor [2]: ‘Ben, 19. Yüzyıl Osmanlısı ile de 13. Yüzyıl Bizanslısı ile de anlaşabilirim diye düşünüyorum. Anlaşamadığım bugünün hâkim anlayışı, o güce tapan, açgözlü, ruh sefili ikiyüzlü sözde muhafazakârlıklar. Kente ve insani değerlere en fazla saldırı yapan ve her türlü yozlaşmanın kaynağı o …[8] muhafazakârları… Dün, bugün ve gelecekte de hayat düşmanları ile hayata meftunlar anlaşamamaya devam edecekler. Çünkü savaş sürüyor. Taksim Bahçesi kentin yağmalaşmasına ve serbest piyasa yalanına karşı gerçeğe sadakatin yanında, ağaçların, ekolojik bir dünyanın ve serbest dolaşan tavukların safında. Beyoğlu’nun, insani değerlerin, kentin ve doğanın tahrip olması, hep bu hakim kültürün, iki yüzlü muhafazakâr egemen rant kafasının, yani hayata düşmanların bir eseridir ve bu durum sürdürülemezdir’.

[8] Röportajda yer alan bu sözcüğü koymamayı uygun buldum (A.V.O.).

Öte yandan “iyi” diye tanımlayabileceğimiz karakterler de öyle pek melek gibi anlatılmıyor romanda, yazar kendi deyimiyle, “bu karakterlerin pislik yanlarını” da dışa vurmaktan geri kalmıyor. Romanın son sayfalarında aralarındaki ayırım şöyle anlatılıyor: “Vapurlarda tıngırdattıkları gitarlarıyla ruhlara hitap eden şarkılar çalan baldırı çıplak müzisyen kız ve erkekler ile onları gemiden atmak isteyen asık suratlı memurların ve buyrukkullarının kavgasıydı bu; Bu kavga hürriyet kavgasıdır.” 

İnsanların aidiyetleri, etnik kimlikleri değişiyor fakat yönetimin dayattığı kararları uygulamak için kullandığı zorbalık, yüz yıl da geçse değişmiyor. Taksim Bahçesi’nde, yüz yıl önce yaşayan insanlar arasında Türk, Rum, Ermeni gibi milliyet, ırk, din farkları öne çıkarken günümüzde halk katmanındaki sosyal kültür farkları davranış biçimlerini belirliyor. Bir zamanlar birlikte yaşayan Türkler, Elenler ve Ermeniler birbirlerine düşman oluyorlar, halklar arasındaki bu nefreti Erkin’in her geçmişe gidişinde yaşıyoruz. Bu nefret dalgası içerisinde, bir bakıyoruz ki bu kez Kurtuluş Savaşı sırasında önce Yunan askerinin Batı Anadolu’yu işgalinde Türk köylerinde yaptığı katliamı ve eziyeti okuyoruz; dalga geri gelirken Kurtuluş Ordusu ele geçirdiği Rum köylerinde benzer kötülükleri yapıyor. Romandaki anlatımla, “Hristiyan kadınlarının siyah başörtüsü takması ile Müslüman kadınlarının beyaz başörtüsü takması dışında ne fark vardı? Evlat acısının milliyeti olabilir mi?” Aramızdaki ırk, din, dil, cinsiyet ayrımlarına önem vermeden bir arada insanca yaşayabilmemizin sırrı da romanda “Bizi hayata olan sevdamız bir arada tutuyor” olarak veriliyor. Farklılıklarımıza önem vermeden, dikkat etmeden bir arada yaşamayı öğrenmeliyiz.

Romanın geçtiği mekân Taksim parkı olduğuna göre, kişiler arasındaki diyaloglar da çoğu zaman edepsiz hatta rahatsız edici boyuta ulaşarak sokak dilinde oluyor. Buna bakarak, Murat Arda, kitabın türünü “Saykodelik Gerçekçilik” olarak nitelendiriyor.

Roman okunduğunda, toplumun bütün dengelerini bozan şeyin temelde din olduğu imgelemi okuyucunun aklının bir köşesine yerleşiyor. Murat Arda bu durumu, ‘Marx’a atfedilen “Tahakkümlerin en korkuncu dinci tahakkümdür” ifadesine katılan birisiyim. Otantik anlamda dine yabancı değilim ve bu anlamda dinin var olmasına dair bir sıkıntım yok. Zaten salt dinin bir yıkım aracı olabileceğini düşünmüyorum. Ama toplumsal hayatın giderek devlet eliyle dinselleştirilmesiyle bir derdim var’ diyerek açıklığa kavuşturuyor [7].

BİTMEYEN YOLCULUK dizisinin diğer makaleleri:

1- TUTSAK GÜNEŞ-Ayşe Kulin 
2- FRANZ VON PAPEN’İN ANILARINDAN-Necip Azakoğlu (Derleyen) 
3- GALAT-I MEŞHUR-Soner Yalçın 
4- HIRSIZ VE BURJUVA-Hüsnü Arkan 
5- MANİKİ DÜNYA-Hüsnü Mahalli 
6- MÜPTEZELLER-Emrah Serbes 
7- TANRI OLMAK ZOR İŞ-Lenfilm
8- KIBRIS'IN ACI LİMONLARI-Lawrence Durrell 
9-1Q84-Haruki Murakami

Yazarın diğer konulardaki blogları:

1- Ankaramızı Tanıyalım
2- Sürdürülebilir Madencilik
3- Gezginin Not defterinden

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s